DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 36°C
Sıcak

Maço değilim, şiirsel bir ruhum var

Maço değilim, şiirsel bir ruhum var
16.02.2021
74
A+
A-

Uzun süredir ‘Bir Zamanlar Çukurova’nın çekimleri için Adana’da. Sonunda izin gününde kaldığı otelde onu yakalıyorum. Dizi setleri nedeniyle son 10 yılını otellerde geçirdiğini öğreniyorum. Ama bu durumdan çok şikâyetçi değil. Onu tanımadan önce kafamda çizdiği imaja çok oturuyor; sakin ve kibar… Hakkındaki maço algısının sebebini de rollere bağlıyor. Murat Ünalmış’la oyunculuğa bakışından keşfedilme öyküsüne, aşk hayatından yemek merakına uzanan bir sohbete başlıyoruz.

Bir tarafta yakışıklılığıyla ön plana çıkan jönler var, bir tarafta karakter oyuncuları… Sen kendini nasıl tanımlıyorsun?

Ben karakter oyuncusuyum. Birileri beni jön olarak konumlandırdığında da bunu bertaraf etmek için farklı roller canlandırdım. Bugün ‘Bir Zamanlar Çukurova’da Demir’i, yarın başka bir projede bir engelli rolünü oynayabilirim. Aslında oyunculuk yolculuğumu Tarık Akan’ın yolculuğuna benzetiyorum.

PARA, ŞÖHRET BÜYÜK SINAVLAR…

class=’cf’>

Hangi açıdan?

Tarık Akan temiz yüzlü bir erkek oyuncu olarak bilinirken Ertem Eğilmez’le bir tartışmasında “Ben jön değil, karakter oyuncusuyum” diyor ve ‘Yol’ filmine giden serüveni başlıyor. Ben de onun tercihlerinden feyz alıyorum. Oyuncuyum ve gönlümün yattığı tüm karakterleri canlandırmak istiyorum.

Erkek oyuncular için “Ne kadar kasın varsa başrole o kadar yatkınsın” gibi bir algı var. Kas ve oyunculuk arasında nasıl bir bağlantı var?

Kasla oyunculuk arasında hiçbir bağlantı yok. Dram çekerken çoğu zaman kaslı değil, donanım sahibi olman; sosyoloji, psikoloji, felsefe bilmen gerekir. Bu taraflarını geliştirmediğinde o kaslar en fazla iki bölüm izlenir.

“Güzelim, neden oyuncu olmayayım” algısına ne diyorsun?

Yapımcı rolün inandırıcılığını düşünmeden adamın saçına, kaşına bakıp role konumlandırdığı zaman o iş için çalışan yüzlerce kişiyi, onları ekmeksiz bırakacak bir yola da sürüklenmiş oluyor. Ya da insanları Instagram takipçilerine göre değerlendiriyorlar… Ve onları deneyimli oyuncuların önüne koyarak aslında inanılmaz bir imtihan içine sokuyorlar.

Nasıl bir imtihan?

Para, şöhret büyük sınavlar… Yeni oyuncu olmuş, hâlâ kendini tamamlamamış, nasıl bir yoldan gideceğini bilmeyen birine dünyanın en büyük kötülüğünü yapıyorsunuz. Camiamızda insanların çoğunun psikolojik problemlerinin olmasının sebeplerinden biri de bu: Başaramayacakları ya da hak etmedikleri bir şeylerin içinde olmaları. Bu aslında dünyada da var ama yabancı oyuncular kendilerine daha çok yatırım yapıyor.

Neden?

class=’cf’>

Türkiye’de ortalama bir oyuncu kiramı nasıl ödeyeceğim derdiyle yaşadığı için çoğunluğunun kendisine yatırım yapacak imkânı olmuyor.

HİÇBİR ZAMAN İLK ADIMI ATMA CESARETİNİ GÖSTEREN BİRİ OLAMADIM, UTANGACIM…

Bir yandan Kapadokya’da, bir yandan Çanakkale’de yaşıyormuşsun. İşlerin kalbi İstanbul’dayken neden böyle bir karar aldın?

İstanbul’da yaşarken bunun hayalini kurardım. Şimdi dünya daha global. İnsanlar çalışmak istedikleri kişilere her yerden ulaşıp çalışabiliyor. Zaten Kayseriliyim, 2010’da Kapadokya’da ‘Yer Gök Aşk’ı çekerken orada geçen çocukluğumu hatırladım ve kendime orada ev yaptım. Çanakkale’ye 2015’te taşındım. Orası da düşünmeye, insanlardan uzak olmaya ihtiyaç duyduğumda gittiğim bir yer.

Neler yaparsın yalnızken?

Devamlı okuyorum. Edebiyat seviyorum, şiirsel bir ruhum var. Felsefe ve psikoloji okuyorum. Bol bol film izliyorum. Bağımsız yönetmenleri takip ediyorum. Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in işlerini çok beğeniyorum. Alejandro Gonzales’i takip ediyorum. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini çok seviyorum. Çanakkale’deyken dalıyorum. Ormanda kamp yapıyorum. Yalnız başıma 15-20 günlüğüne ‘survivor’ denebilecek hayatlar yaşıyorum.

“Şiirsel bir ruhum var” dedin. Oysa maço bir havan var…

class=’cf’>

Genelde öyle roller geldiği için öyle gibi duruyor. Ama maço bir adam değilim, bir Anadolu çocuğu olduğum söylenebilir. Başkalarının hayatlarına karışan, kaba, kendini her şeyin merkezinde gören, sevgilim varsa hayatına müdahale eden biri de değilim. Ama klasik tabirle Anadolu kokan bir adamım.

Bu yalnız yaşamın içinde aşk nerede?

Aşk dördüncü, beşinci planda kalıyor. Bu mesleği yapmak için haftanın altı günü, hazırlığı, ezberiyle birlikte belki 18 saat çalışıyoruz. Aşk da ilgi istiyor. Bu ilgiyi göstermediğin bir şey maalesef olumsuz sonuçlanıyor. Bir şeyleri üstünkörü yaşamak benim alışkanlığım değil. Eğer olmuyorsa da dertlenmeyi bırakıp hayata devam etmeliyiz.

Şimdi âşık mısın?

Değilim.

Flörtöz bir tarafın var mı?

Hiçbir zaman ilk adımı atma cesaretini gösteren biri olamadım. O anlamda çok utangaç bir yapım var. Kimseyi rahatsız etmek istemem. Daha ağır, sakin davranmayı seviyorum. Kendiliğinden gelişmesini istiyorum.

FAHRİ ADANALIYIM

Murat Ünalmış’ın başrolünde olduğu, atv’de yayımlanan ‘Bir Zamanlar Çukurova’nın üçüncü sezon çekimleri Adana’da devam ediyor. Ünalmış “Artık fahri Adanalıyım” diyor.

Maço değilim, şiirsel bir ruhum var

BIYIĞI KENDİME YAKIŞTIRIYORUM

‘Bir Zamanlar Çukurova’da üç senedir Demir karakterine hayat veriyorsun. Bir karakterle bu kadar haşır neşir olduktan sonra rolden çıkamadığın oluyor mu?

Onları hayatımda çok güzel raflara koydum. Hangi karakteri oynuyorsam setten çıkınca belki kafamda işimi ve karakteri kuruyorum ama asla Murat’la karıştırmıyorum. Mesela Demir gibi giyinip burnum havada yürüyeyim falan demem.

Bıyığa alıştın mı?

Alıştım, aslında sakal bırakmayı da seviyorum. Ama bıyıkla kendimi babamın gençliğine benzetiyorum ve kendime yakıştırıyorum.

GÜVEÇLERİM EFSANEDİR

2019’da Kapadokya’da Dream Spot isminde bir restoran açtın. Nereden çıktı bu restoran işi?

Sevdiğim yere biraz daha bağlanabilmek istedim, ciddi bir yatırım yaptım ama doğru düzgün çalıştıramadık.

Evet, pandemi başladı. Setler durdu, restoranın kapandı. Korktun mu?

Ne olacağını düşündüm. Ama Allah’tan gerçekçi bir tarafım var, elimden gelecek bir şey olmadığında kabullenirim.

Mutfakla aran nasıl?

Bütün yemekleri güzel yaparım. Ama güvecim bir efsane! Dizideki konağın arkasına da bir ocak yaptırdım. Orada ekibe yapıyorum. Restoranda da şefim var; Adem Usta. Kendi spesiyallerimiz, Avrupa ve Anadolu mutfağından seçmelerimiz var. Yöresel testi kebapları, güveçler…

STARLIĞA İNANMIYORUM

Sana ‘yeni dönemin Ayhan Işık’ı’ diyorlar. Kadınlar sana bayılıyor. Sen kendini yakışıklı buluyor musun?

Eli ayağı düzgün bir insanım. Ama bunun ötesinde şekil değiştirmeyi beceren bir oyuncuyum. Bugün Ayhan Işık gibi olurken yarın bakımsız birine de dönüşebilirim. Bu yüzden kendimi yakışıklı görmekten ziyade çeşitli tiplere giren bir joker olarak kabul ediyorum.

İçinde olduğun her iş çok izleniyor. Star olduğunu düşünüyor musun?

Starlığa inanmıyorum.

Neden?

Bizim sosyolojimizde starlık yok. Türk kültürüne baktığında, İbni Sina’ları, Farabi’leri, Yunus’ları, bu topraklardan çıkan isimleri düşündüğünde tevazu kültüründen geldiğimizi görüyorsun. Bizde büyüdükçe küçülmek var.

Sen kendini nasıl konumlandırıyorsun?

“Ünlüyüm, arkadaşlarımın hepsi ünlü olsun, mutlaka şu mekâna takılayım” falan diyenler var ya, onlardan değilim. Sıradan bir hayat yaşamak istiyorum. Ben ismi Murat olan bir oyuncuyum, bu kadar, fazla büyütmeye gerek yok.

Bunun tam aksini düşünen oyuncular var…

Kendi toplumunun insanından uzak kalıp kendini  ‘starlık’ kültürüyle konumlandırırsan önüne senaryo geldiğinde bu toprakların insanını yorumlamaktan aciz kalırsın. Bunu yapanların da kaybolup gittiğini görüyoruz.

OKUL PARASI İÇİN PARFÜMERİDE STANT MANKENLİĞİ YAPTIM

◊ Kayserilisin… Nasıl bir ailede büyüdün?

Babamın kitap, kırtasiye dükkânı vardı. Kitap kokusunu sevmeye de öyle başladım. Annem ev hanımıydı. İki ablam var.

◊ Oyunculuk nerede kanına girdi?

Evde bir video oynatıcımız vardı. Babam işten gelirken film kiralardı. Film kasetlerinin kutularında filmlerin afişleri vardı. Evde, kendimi hep o karakterlerin yerine koyardım. Cüneyt Arkın ve Yılmaz Güney hastasıydım. Ama nereden, nasıl başlayacağımı bilmezdim.

◊ Nasıl başladın peki?

Eski basketbolcuyum. 16 yaşında İstanbul’a Fenerbahçe’de oynamak için geldim. Bir süre sonra etrafındaki insanlar “Artist gibi çocuksun” diye diye sana o misyonu yüklüyor. Çocukluğunda kurduğun hayallerin aslında imkânsız olmadığını anlıyorsun. Beşiktaş’ta bir arkadaşımın internet kafesi vardı. Orada arama motoruna oyunculuk okulları yazdım. Karşıma Akademi İstanbul linki çıktı, cesaretimi toplayıp oraya gittim. Okul paralıydı. Ödeyebilmek için Sirkeci’de bir parfümeride stant mankenliği yaptım. Bu sırada Marmara Üniversitesi’nde işletme okudum.

◊ Nasıl keşfedildin?

‘Bedel’ isimli diziden teklif geldi. Ezberim çok iyiydi, orada tanıştığım insanlar beni başka işlere yönlendirdi. Sonra Atıf Yılmaz beni gördü, onunla çalışmaya başladık. Dönüm noktam oldu.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.